17. kat ve şube müdürünün odası!

Güvenilir, meşru, saygın bir kurumun içinde perdelenen 17. kat! Bu katta yasa dışı, gizli fon adı altında sürdürülen, kayıt dışı zenginleşmeyi sağlayan Ponzi sistemi kurulur. 1990’lı yıllardan itibaren kesintisiz olarak haksız kazanç peşinde koşan binlerce zengin, bu yolla daha da zenginleşir. Fakat sistem tıkandığında dahi, son ana kadar fona para arayışı sürdürülür

Birinci perde: Maalesef üzgünüm bu çeyrekte fonumuz doldu. Size fonda bir yer açmak için başka birini feda etmeliyim. Bunu yapamam ama belki 400 binin üzerine çıkabilirseniz… Müşteri fona para yatırmayı kabul eder ve parayı elden teslim eder.

İkinci perde: Çok seçkin yeni bir fon kuruyorum… Sadece beş yatırımcı olacak… Tutarlı olarak başarıyı yakaladığımız ay aynı stratejiyi kullanacağız… Bu fonda para dönüşleri daha yüksek olacak.

Daha önce defalarca fondan kazanan müşteri bu kez ikna olmaz.

Üçüncü Perde: Cezaevi… Bunun benimle ilgisi yok! Bu düzmece sistemde yaşayabilmeleri için, kötü bir adamı, ipe gönderip sakinleşebilecekleri biri gerekiyordu… Aptal zenginler, parazitler! Oysa ben zenginleri daha da zengin yaptım. Ben dolandırıcı değilim. İşin aslı insanlar çok açgözlüydü…

Bu ifadeler; kendini, borsacı, yatırım danışmanı ve finansör olarak tanıtan, Amerika’nın en güçlü, en varlıklı, en “saygın iş insanı” Bernard Madoff’a ait belgeselden. Madoff’ın finans şirketi piyasanın gerileme dönemlerinde bile istikrarlı çift haneli getiriler gösteren aylık beyanlar yayınlayarak güven sağladı. Oysa bütün alım satımlar hayaliydi, hiçbir menkul kıymet alınıp satılmadı. Şirketin 17. katında 16 yıl Ponzi yöntemiyle binlerce insanı dolandırdı, devleti parmağında oynatmakta ustalaştı… Ya da öyle sandı. Aslında ne yaptığı bilinse de sistem tıkanıncaya kadar gücü, itibarı ve sosyal çevresi nedeniyle kimse ona dokunmadı ya da dokunamadı.

Fakat 2008’de Madoff’ın oğulları bütün varlıklarının Ponzi yoluyla elde edildiğini, şirketlerin büyük bir yalan olduğunu öğrenince babalarını ihbar etti. Madoff, dolandırıcılıktan tutuklandı. Bir oğlu utancından intihar etti. Diğer oğlu kanserden öldü. Kardeşi on yıl hapis cezasına mahkûm oldu. Madoff suçu tek başına üstlendi. Yıllarca süren saltanatı, 150 yıl hapis cezasıyla son buldu. Bütün varlıklarına el konuldu. 14 Nisan 2021’de, 82 yaşında cezaevinde öldü. Adı medya tarihine “mali seri katil” ve “sosyopat” olarak geçti…

Devlet Ponzi sistemine dâhil olup, kendisinden vergi kaçıran “zengin mağdurları” ise hiç yargılamadı. Bu işin örgütlü bir yapı olduğunu görmemezlikten geldi. Madoff 65 milyarı buharlaştırarak mali krizin günah keçisi oldu. Kendisine “Mavi yakalı bir suçta cesetler siz soruşturmadan yere düşer ama beyaz yakalı bir suçta daha sonra düşerler…” sözünü hatırlatanlara Madoff, “İşte o adam ben oluyorum. Herkesi her zaman memnun etmek istediğim için altın yumurtlayan tavuğu hemen öldürmek istemediler” diyecekti…

Türkiye’de de durum farklı değil. Madoff’ın Ponzi vakasının bir benzerine, şimdilerde tanıklık ediyoruz. Bizde sistem tıkanınca yargının önüne atılan “günah keçisi” ise eski Galatasaraylı futbolcular da dâhil çok sayıda insana yüksek faizli fon vadedip dolandırmak suçlamasıyla yargılanan Denizbank’ın Şube Müdürü Seçil Erzan oldu. Üstelik Erzan’ın tıkanmış fona para toplarken kullandığı yöntem, ikna kabiliyeti ve kendini savunma biçimi Madoff’ın hikâyesiyle neredeyse birebir örtüşüyor. Erzan da “dolandırıcı” olmadığını, zenginleri daha fazla zengin ettiğini söylüyor. O da “açgözlüler” yüzünden sistemin tıkandığını hatırlatıyor. O da kendisini sıradan bir iş yapmış gibi düşünüyor. Savcılıkta verdiği iki ifade arasında çok büyük çelişkiler olsa da sistemi tek başına kurduğunu iddia ediyor.

Oysa bu dolandırıcılığı sadece bir şube müdürünün “eseri” gibi kamuoyuna sunmak, aklımızla dalga geçmek değilse nedir? Dünyanın neresinde olursa olsun Ponzi organize bir iştir. Kara para aklama, vergi kaçırma gibi mağdurları da içine alan “ortak” bir suçtur. Erzan olayında banka kendini bu işin dışında tutmaya çalışıyor. Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş’in ağzını bıçak açmıyor. Seçil Erzan’ın hemen hemen bütün gizli fon müşterilerinden “Fatih Terim” adını kullanarak milyar dolarlar almasına karşın, Terim de sessizliğini koruyor.

Hatırlarsanız 2000-2003 yıllarında; bankacının, siyasetçinin, iş insanının, mafyanın, yargının iç içe geçtiği bir çeteleşme dönemi yaşadık. Kuruş ödemeden banka sahip olanları hatırlıyor musunuz? İmpexbank, Sümerbank, Egebank, Yurtbank, İşçi Kredi Bankası, İnterbank, Bankexspress gibi 20 banka sahibi bankalarının içini boşalttı. Kendi bankasını hortumlayanlar, devleti o dönemin parasıyla 25 milyar doların üzerinde bir faturayla karşı karşıya bıraktı. Hemen hepsi kamudan ve tasarruf mevduat sahiplerinden topladıkları paraları paravan şirketlere aktardı. Bu şirketler aracılığıyla düzenledikleri sahte naylon faturalarla da yolsuzluğun boyutunu hayli genişletmişlerdi.

Demek istediğim şu: Ani zenginleşmelerin üzerindeki yaldızı kazırsanız altından bambaşka bir hikâye çıkar. Biz gazeteciler ve kamuoyu, bazen elimize tutuşturulan belgelerle hikâyenin tamamını bildiğimizi, fotoğrafın bütününü gördüğümüzü düşünürüz. Bu olayda da yine hepimiz fili tuttuğumuz yerden tarif etmeye çalışıyoruz. Bu yüzden bazı medya organları bankayı bu işin dışında tutuyor. Bazıları sadece “vergi kaçıran mağdurlar” etrafında dönüp duruyor. Bazıları da bağlantıları kurmadan, bir şube müdürüne, işin “beyni” muamelesi yapıyor. Oysa Seçil Erzan’ın dağıttığı rakamlara bakın; milyarlarca dolar hacminde işlemleri tek başına yapması mümkün mü? Üstelik mağdur olduğunu söyleyen bir zabıtanın ifadesinde ilk fon başvurusunun 2016’lara uzandığını düşünecek olursak…

Bu sistemin içinde haksız kazançtan “iyi geri dönüşler” alan insanlar, fazla soru sormamaları ve hatta konuşmamaları gerektiğini bilirler. Böyle bir sistemin uzun süre açığa çıkmamasının, tıkanmamasının nedeni bu olabilir mi? Suç ortakları ve bu ortakları görmezden gelmeye istekli iş çevreleri, kurumlar olmasaydı bu işler bu kadar kolay sürdürülebilir miydi? Sistemi tıkayan sadece açgözlülük değil, ego ve dünyayı yöneten zengin adamlardan oluşan büyük kulübe ait olma duygusu. Açgözlülükten çok, statü ve konum sağlama, seçilmiş olma arzusu. Yani fonun şimdilik en görünen yüzü bu! Fonu tamamladığımızda belki büyük resmi görebiliriz. Şimdilik fonun görünen ön yüzü devleti dolandırarak zenginleşenlerse arka yüzü neden fakirleştiğimizin resmidir çünkü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir